Köprü...
Zordur köprüleri yakmak…
Cesaret ister; geçmişten, bugünden, yarından vazgeçmek…
Can acıtır onca zaman emek verip koruduğu her ne varsa mahremiyetinde
Mağlup ancak mağrur bir komutan edasıyla tekrar seyrüseferlere açılmak…
“Geçilmek istenen, sonu gelmez bir yol”dur bu; bilinmeyen,
Cennetse cennet, cehennemse cehennem; dönüşü yoktur…
Tekrarlıyorum,
Zordur köprüleri yakmak…
Aslolan “sahiciliğin istikbalinde” dünden ve bugünden vazgeçmek,
Ancak gelecekte var olabilecek bilinmeyen, bilmekten keyiflidir bazen;
Aklına düşüvermişse yakut renkli şarap kadehi zarifçe elinde
lacivert İstanbul’umun bir kış gecesinde…
Düşünecek olunursa, bilip de denememektir asıl can acıtan…
“Aşk hiçbir zaman pişman olmamaktır” demiştir artık aktris sükunetli edasıyla oyunu paylaştığı başrol oyuncusun telaşlı ama yorulmuş suskunluğunda..
zaten “pişman olmak” değimlidir ki eski moda sihirbazların gizemli tavırları bizleri inançsızlaştıran ve kimi zaman derin solukların yeni yetme heyecanlarını bastıran…
Sonra akla bir soru takılır umarsızca;
“bir aşk, otuz beş sene beklenebilir mi?” filmlerdeki gibi,
İşte böyle otuz beş sene tutkularında olmalı yaşamın
Cesaret ister; geçmişten, bugünden, yarından vazgeçmek…
Can acıtır onca zaman emek verip koruduğu her ne varsa mahremiyetinde
Mağlup ancak mağrur bir komutan edasıyla tekrar seyrüseferlere açılmak…
“Geçilmek istenen, sonu gelmez bir yol”dur bu; bilinmeyen,
Cennetse cennet, cehennemse cehennem; dönüşü yoktur…
Tekrarlıyorum,
Zordur köprüleri yakmak…
Aslolan “sahiciliğin istikbalinde” dünden ve bugünden vazgeçmek,
Ancak gelecekte var olabilecek bilinmeyen, bilmekten keyiflidir bazen;
Aklına düşüvermişse yakut renkli şarap kadehi zarifçe elinde
lacivert İstanbul’umun bir kış gecesinde…
Düşünecek olunursa, bilip de denememektir asıl can acıtan…
“Aşk hiçbir zaman pişman olmamaktır” demiştir artık aktris sükunetli edasıyla oyunu paylaştığı başrol oyuncusun telaşlı ama yorulmuş suskunluğunda..
zaten “pişman olmak” değimlidir ki eski moda sihirbazların gizemli tavırları bizleri inançsızlaştıran ve kimi zaman derin solukların yeni yetme heyecanlarını bastıran…
Sonra akla bir soru takılır umarsızca;
“bir aşk, otuz beş sene beklenebilir mi?” filmlerdeki gibi,
İşte böyle otuz beş sene tutkularında olmalı yaşamın
ve bu şekilde yaşanmalı “aşk”…
Zira,
İnançsız, zor ve ellerini bırakmak pahasına da olsa kesilecek fatura;
İnfaz; “yakın köprüleri" olacaktır...
e.
Zira,
İnançsız, zor ve ellerini bırakmak pahasına da olsa kesilecek fatura;
İnfaz; “yakın köprüleri" olacaktır...
e.
dünüm heba oldu,bugünde bitmek üzere...aşk uğruna ,geleceğim uğruna,yarınım için savaşmak zorunda olan ben...çok zor olucak; köprüler yakmadan, infazlar olmasın, sırf aşk kazansın diye sevdiklerimle savaşmak...ama güzellikle olmadı mı? aşk kazansın diye herşeyi toptan da yakabilirim...geleceğimi,hayatımı istiorum.yağmur yağıyor, hüzünlüyüm çok...
ReplyDeleteyazdıkların beni nerelere götürdü,neler neler yaptım da geri döndüm.teşekkür ederim herşey için.
S.C (blogunu takip etmeye çalışıyorum,yazdıkların hoşuma gidiyor)
kimdiniz ustad?
ReplyDeleteara sıra umut'un blogunu takip ederim, orda rastladım size.artık ara sıra umut'u takip ettiğim gibi sizi de takip ediorum.son yazdıkların o anki ruh halime çok uygundu ve ben çok daralmıştım,hüzünlüydüm.tutamadım kendimi yazmak istedim,yazdım...
ReplyDeleteiyi bakın kendinize,hoşçakalın.
S.C
Sadece aşk kazansın diye yakılacak olan köprülere dikkat etmeli bence... Yıkılmış köprülerin üzerine kurulu bi aşktan medet ummak da hatalı olabilir hatta...
ReplyDeleteve anlamalı, sadece aşk yetmiyor biçok zaman, başka unsurlar ön plana çıkıyor; güven, açıklık, sadakat, dürüstlük, aynı dili konuşma, benzer değer yargılarına sahip olma, sahip çıkma, emek verme, sahip çıkılma.... vb.
ki yaşamda "ben" olabildiğimiz sürece "biz" olabiliyoruz... bunu anlamak zor değil... böyle düşünüyorum bennn...
Bloğu severek okutturabiliyosam ne mutlu bana....
herkes kendine iyi baksın...
e.