Ufuksuz denizlerin vardı. İnanamadım; bilmediğin, görmediğin zamana koşarken, düşmekten korkmadın "yaşam oyunu, biliyorum" diyerek. O an kendimi, senelerimi seyreder oldum, gurubunun dar vaktine, cesaretine bakakaldım.. Halbuki biliyordun, Amat'ın inceliğinde hüzünlere boğuyorum kendimi sen ne kadar çekmek istesende anlıyordun... Alçakgönüllü zerafetinde ASAF'la konuşup, NECATİGİL dinliyorum, Çiçek açan mevsimlerin ıhlamur ağaçlarının altında sen: "Bak rıhtımdaki iskelelerin saçakları yansıyor sulara, kalk denize koşalım" derken Bilmiyorsun, koşardım ama artık değil! Sebepsiz ağırlığında ruhumun, "Korkuyorum".... Ve; Ey yaşam!!! ne keskin yüz çizgileri, ne inandırıcı yüzler, nede mal mülk istiyorum senden; tedirginliğim bal ve acının tadıdır benim için derken, Henry Michaux'den uzak ülke notalarının anımsattığı bir yeganelik mevzubahsolan sana ve bana, ve fısıldıyorum gözlerim kapalı; Hatırlıyorum, Hatırlamalıyım, Hatırla, Hatrl, H.... duymuyo...