Yuz yuze

Ne guzel bir gune baslamistim halbuki. Ne umutlu, ne gunesli..
Internetin kurdu olduk ya, o ve ben kare pantolonla yildiz gibiyiz, sabah sallana sallana vardigim ok atilan meydanda ilk eylem; kahve ve web gazete. Bugun gazeteleri bir umutla karistirdim nedense, tik oraya tik buraya derken karsima cikan haberle irkildim; tekrar ve sahsen:
"Hatay'da kan davsinda oldurulen kisi hayatini kaybederken katil zanlisi araniyor"
Yine icim ezildi, yine sucladim en basta kendimi; neden ya neden?
Neden hala kadinlar olduresiye dovuluyor?
Neden kan davasi ilkelliginde hadiseleri okuyoruz mansetten?
Neden tatminsizligimizi ezebildiklerimize aci vererek cikariyoruz?
Neden kirsaldaki kadin, kentteki adam silik/ezik?
Neden her bes kisiden biri aile birligine son veriyor?
Neden yozlasiyoruz? ya da neden yozlasamayacak kadar yozuz?

Meslek hastaligi bu, Yuzbasi Selahattin'in Romani(Ilhan Selcuk)'ndakilerin gercek oldugunu gormek istemiyorum.
Etrafimdaki insanlara inanclarimi, tutkularimi, bilincimin derinliklerine attigim her bilginin bu topraklarda yasayan herkese, buraya, bugunde ve yarinda katkilari ol(a)mayacgini bilmek istemiyorum.

Yakin gecmis Turkiye tarihindeki gerceklerle yuzlesirken "devrim"in ogretilen sekilde gerceklesmedigini, gerceklesseydi bugun her karikaturunu cizen adamla ugrasan bir "tepe"miz olmayacagini bilmek istemiyorum.

Demorasi'nin aklin rejimi oldugunu ayakizlerini takip ettigim aydinlarin eylemlerinde gormek istiyorum.

Yedi yil once dun "Bu bir hacli seferidir!" diyen ve tum dunyanin dalga gecerek fikralara konu ettigi adamin ulkesinde bile yasanmadigini bildigim hadiselerle karsilasmak istemiyorum.

Istemiyorum.

Comments

Popular posts from this blog

Dilerim ki...

Practise, practise, practise...