Evliliğin marka değeri...

Her aklıselim insan korkar biraz evlilikten. Ve yine her aklıselim insan korkar “hiç evlenememekten”. Tabii ki “evlenmezseniz (evde/yapayalnız) kalırsınız!!” manasında söylemiyorum bunu. “Evlilik eşittir bir insana bağlanmak “ manasında söylüyorum.
Evliliği, yakanızda batıp duran rahatsız edici bir etiket gibi taşıyabilir, bulduğunuz ilk fırsatta kesip atabilirsiniz ancak şimdiden söyleyeyim ne kadar keserseniz kesin, kalan izler yakanızı bir şekilde tahriş etmeye devam edecektir. Ya da evliliği yürürken kendinizi podyumda hissettiren en sevdiğiniz o “markanın” nadide bir parçasını üzerinize giymiş gibi taşıyabilirsiniz. Ha bir de tabii “sırf havalı bir marka olduğu için” etiketi hem yakanıza hem göğsünüze işlenmiş bir logoyla bağıra bağıra taşıyabilirsiniz ki, tüm bu tercihler arasında ikinci seçeneği yaşadığınızı görmek ister gönlüm inanın.
“Hayatının insanını aramak” misyonu ile yola çıkmaktan, onunla karşılaşmaktan ya da bir türlü karşılamamaktan doğan hikaye yapılarının kahramanı olmaktan bahsediyorum aslında bir anlamda.
Hayatınızın insanını arayarak bulabilirsiniz ya da onun ayaklarınızın önüne düşmesini bekleyebilirsiniz.
Ben mi? Sormayin gitsin..
“Kız Kardeşim Evleniyor” , “Sex And The City” ve “Mamma Mia” birbirinden alakasız, ammavelakin, bir o kadar da çarpıcı tespitlerde bulundular yakın zaman sinema salonlarında evliliğe dair…
Ve aslında her biri bir anlamda evliliğin marka değerinden bahsettiler bize. Yaşını başını almış, hemen tüm kadınların bir şekilde içine düştüğü bir toplum düzeni yapısı olarak evliliği lanse ettiler.
Kimi karakterler en ehlileşemez “parçaları” gibi gözükseler de ehlileştirilip, “çocuklarının anası” olmasa bile” en azından “evinin kadını” haline getiriliverdiler. Çok azı bu düzene karşı çıkmayı başarabildi. Kız Kardeşim Evleniyor’daki Pauline’i ve Sex And The City’nin Samanta’sı bu istisnai durumun örnekleri olarak verilebilirler.
Kız Kardeşim Evleniyor’da Margot, oğlu Claude’i de yanına alarak kız kardeşi Pauline’nin evlilik törenine katılmak için, bir dönem birlikte yaşadıkları evlerine gider. Pauline pek de hayallerdeki damat adayı olmayan Malcolm ile evlenmek üzeredir. Margot içten içe bir hayal kırıklığı yaşar ama zaten Claude’ın babası ile olan kendi ilişkisi de pek cafcaflı değildir. Pauline ve Malcolm, evin bahçesinde bulunan bir ağacın altında evleneceklerdir ve bütün düğün hazırlıkları bu plan üzerine kuruludur. “Aile değerleri” yerle bir oldukça, filmin sonunda da gözümüze gözümüze sokulan sığ bir metafor olarak bu zavallı ağaç “kesilmek” suretiyle yerle bir edilir. Aslında ortada bir sorun yoktur, ağaç uzmanı gelip bir sağlam raporu vermiştir ancak ağaca, komşular (yani bir anlamda toplum) onun hastalıklı bir ağaç olduğuna ve bahçelerindeki toprağı zehirlediğine kendilerini inandırmışlardır.
Katli vaciptir, dolayısı ile ağaç kesilir.
Fakat ağaç devrilirken, düğün seremonisinin yapılacağı süslü püslü alana devrilir ve tüm planları da bu vesile ile darmadağın etmiş olur.
Evlilik kurumu (her ne demekse!), bu ağaç ile temsil edilir.
Sex And The City’nin Samanta’sının ise bu tip sığ metaforlara hiiççç ihtiyacı yoktur. Evlilik ve her türlü bağımlılık kurumlarının tümünü bir bir reddetmiş olan Samanta, en cadaloz ve kuvvetli sarışınlarından biri olarak sinema tarihindeki yerini alır.
Samanta hepimizin zapt ettiği libidomuzun iki ayaklı halidir. Keza Charlotte’ta her şeyi kontrol altına almaya çalışan süperegomuzun. Bir de bu “okuma” ile bakarsanız Sex And The City’e her şey daha eğlenceli bir hale gelecektir.
Sizin evliliğe nasıl baktığınızı bilemem ama bir dikkat edin bakalım, giydiğiniz o markanın etiketi ayna karşısındaki duruşunuzu dikleştirebiliyor mu?
Ve siz bağımlılıklardan korkan yalnız kalpler, sakın ola kurtulduk sanmayın, unutmayın ki bekarlık da en alasından bir başka alerjik markadır....

Comments

  1. Anonymous4.11.08

    Sonu süper ya bayıldım tüüüü maşallah herkese benim gibi bir evlilik dilerim :)

    ReplyDelete
  2. Maşallah şekerciğim.. Ben de herkese seninki gibi şanslı, mutlu, duyarlı bir birliktelik dilerim :))))
    Sevgiler..

    ReplyDelete
  3. Anonymous6.11.08

    Ben de sana dilerim canım benim.

    ReplyDelete

Post a Comment

Popular posts from this blog

Dilerim ki...

Practise, practise, practise...