ben ne kadar hayırsızmışım

buraya yazmayalı ne kadar uzun zaman olmuş yahu...

baya bir sıkıldım bu ara, işlerin yoğunluğundan mıdır nedir bilinmez, hayata dokun ve çocuklar dışında tatmin olduğum birşey yok gibi.

masumiyet, huzur, güven, şevkat, sevgi ve tutkunun özlemini; şiddet, hiddet, nefret, öfke ve egolarıyla dalga geçtiklerimi seninle paylaşırım belki.

insanla ilgili hiçbirşeye şaşırmamayı öğreneli çok uzun zaman oldu ama sana yazmadığım iki senede hala şaşırıyor ve bazıları nasıl "ben insanım" diyerek nefes alabiliyor diyorum. ah bilsen, bi bilsennnn...

bi de büyüdüm tabi bu arada, 32 yaşında kocaman insanım artık (hissediyo muyum? hahahaha EBET! bi olgunluk çöktü gibi üstüme =))) inanmazsın ama, iki dinleyip bi konuşuyorum artık.

bu iki senede ayrıca, hayata dokun'u büyütmek için aklımdaki tüm muazzam manevraları tüm konfigürasyonlarıyla hayata geçirdim diyebilirim. önceden tanıdığım birçok insana başka insanlar ekledim, biriktirip duruyorum. son tahlilde, hayata dokun artık kartopu gibi yuvarlana yuvarlana büyüyo... bazen, yeteri kadar çıldırırsam "yeter be!" efektine müteakip birinin kafasına atar mıyım acaba diye düşünebiliyorum. bence de ürkünç!

garip şeyler yazan oluyor, şiddet içerikli filan. yazık diyorum; orta böyle yapılmaz, yapılsa da gol olmaz. senin anlayacağın, son derece manidar.

bu kadarını ben de kendimden beklemiyorudum, bu kırılganlığıma rağmen ilgilenmiyormuş gibi yapıyorum. gerçi göze aldığın her riskin ödenmesi gereken bi sosyal ve/veya psikolojik faturası olur, bilirsin. bir başka ifadeyle, gerekeni yapıyor, Sigmund Freud'u yad ederek hafızaya atıyorum.

ben burada bitiriyorum şimdi. sen de ben yokken terli terli su içme, bahar geldi diye açılıp saçılma. gelicem yine.

öptüm.

Comments

Popular posts from this blog

Dilerim ki...

Practise, practise, practise...