Posts

Post

yapmam lazım.. Ahanda oldu bile :D Yaz geldi; çiçek, böcek, çocuklar... Çocuklar.. Çocuk.. Ço.. Zamanı geri döndürebilsem, babamın ve annemin kocaman göründüğü günlere gitsem, tek derdim çarpım tablosu olsa, makyaj yaparken ağzım açık ablama baksam... Mükerrer yaşasam her saliseyi, ıskalamasam ya da ıskaladıklarımın keyfine varsam... Ve haykırsam: I thought that I heard you laughing I thought that I heard you sing I think I thought I saw you try But that was just a dream That was just a dream Selamlar, sevgiler...

Özet.. öze.. öz.. ö..

Hayat Yoğun.. Yoğ.. Y.. Konserim var; gam çalmam lazım.. Sadece sol minör çalsam olmaz mı?? m.. mmmm? Hava Sıcak.. Sıca... Sı... Okul zor.. zo.. z.. Asabiyim.. Asabi.. Asab... Haykırasım var.. va.. v.. Ablamı Özledim.. Özle... Öz... Selam, Sevgi*.. Sev... S... e. *(Sevemiyo ki! dediğinizi duyar gibiyim :) Kolay mıdır öyle sevmek? Emek, zaman, kıymet, inanç ister.. inan.. in...i..

Hoppalaaaa,

Yine youtube kapanmis... Yoklugumda neler olmus yahu!!!! Artik benim de yamali bohca gibi bir blogum var... cokfecifelaketsupersahane! Bakiniz bundan bir oyun cikaralim :D Vaziyeti kurtarttiriyoruz hahaha!!! Oyunun adi : "Fill in the blanks", yeni cikti puaaaaa... Imdiii, bolca blankimiz var fill in yapiyoruz. Sudokundan daha kaziktir; ilginize, bilginize.. En yuksek puan alan ilk uc arasindan juri(bem) secim yapacak, bir asil iki yedek secilerek once asil sonra yedek yarismacilara sirayla odul teklifi yapilacak... Gelelim buyuk odule indiriindiriinininininininiinn " ablamin blog danismanligi... " Inailmaz, degil mi???? :))))))))))))))))))))))))))))))))))) Herkese bol sans.. Selam, sevgi... e. ps. Selcuk 'a cok eziyet ettim, O muaf :D

Paris'te Masal.. Vol.II

Puslu bulutlarin arasindan bakan dolunayi seyreyledim bugun; gunler sonra ilk defa Paris'te... Hatirladim o yari aydinlik geceyi; safagin sokusunu, kolelige donusmus ozlemi, duslerde, belleklerde kalmis enginlerdeki sevgiyi.. Nasil tekrar anlatabilir e. vadi kalyonlarinda kalmis masallari, yureklerimizin icinde kopmus firtinalari; yasami, aski, bir daha asla yasanmayacak heyecanlari, ustu cizilen safligi.. Hatta kimi kacislari, umutlarin tukenisini... Halbuki ne diyorduk? "Hani ben(sen)siz okun(a)mazdi siirler, ayni sarilmadan seyredilemyen filmler gibi..." Ve bugun, yillar sonra, Montmartre'den Paris'i seyrederken artisler sokaginda resimlerini satamayan yasi yetmisi gecmis ressam kadini nasil anlatabilirim sana? Ya da nasil anlatabilirim Federalistler duvarinin icimde yarattigi coskuyu bu yasimda? Seneler sonra ilk defa yuregimde sakiz beyazi bir cosku... Umutlarim(iz)i yok etmis seneler, yasayip gidiyoruz... Ve simdi Seine irmagi ve 1700'den kalan yapilar f...

Evolution of the club guys!

Hey! :D Lutfen diger Guinness videolarini da izleyin, cok sirinler :))) Gulumseyerek baslayan, guzel bir hafta gecirmeniz dileklerimle. Selam&Sevgi e.

Bayramin(iz) Kutlu Olsun..

Image
Canim kizim, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Cocuk bayramini tum kalbimle kutluyor; coskulu sevgilerle, saglikla, basari ve mutlulukla buyumeni diliyorum. Sevgilerimle... e.

Bil(e)miyorum..

Biraktim gidiyor.. (Aslinda ilk aklima gelen giris cumlesi, laubali argo tanimi "koyverdim gidiyor"du... Ancak bu kelime(ler) ne anlama gelebilir? "Koyverme", fiilimsi taklidi yapan cinsel icerikli bir kelimedir, siber alem bu, eyvah eyvah, belli mi olur? Zilha(Anli Sanli Kesanli Ali!!!! Destani)'nin dedigi gibi: hirlisi-hirsizi, arsizi-huysuzu, sinsisi - manyagi var; cici kiz ol dedim, bloguna yazma dedim, ama gordugunuz gibi din-le-te-me-dimmmmm!! Neyse; devam edelim, parantezi unutuverin lutfen) Programlar belli, bir orda birgun burda.. Bir de kai-zen hadisesi var tabi... Egitim sart!! Basladik yine, biter heralde.. Geleni deviriyorum zaten, simdiki trend bu :)) Insan gibi calismiyorum.. Sikayetci miyim? Hayir. Zaman var mi? kemmm kummmm ehemmm bilemiyorum; saniyorum ki yok! Zamansizlikta ne oluyor? Dusun(e)miyorum.. Dusun(e)meyince ne oluyor? "Erkek" oluyorum.. (acalim efendim; erkek : sosyal yasama adapte olmaya cabalayan hala neandertali DNA'...

Unut beni de her yalan gibi..

“Unutkanlar şanslıdır, çünkü hatalarının dertlerini çekmezler” der Mary, “Eternal Sunshine Of The Spotless Mind”ın bir yerinde… Bazen bir insanın sizi unutması için, yüzleşmek istemediğiniz tatsızlıkları hayatınızdan çıkarabilmek için, kısaca yaşadığınız dünyadan kaçmak için metodlar ararsınız. Uzun bir yolculuğa çıkabilirsiniz, yaşadığınız şehri terk edebilirsiniz, görmek istemediğiniz insanlarla görüşmeyi kesebilir, bütün fotoğrafları yakabilir, bütün mektupları iade edebilirsiniz. Amma ve lakin, bunların hiçbiri bir gün bir köşe başında anılarınızla çarpışmayacağınız anlamına gelmez. Bir tek şartla, zihninizde %100 şekilde o anıları sildirmediyseniz. Başka bir deyişle, o köşe başında çarpıştığınız yüz, sizin için bir yabancıya dönüşmedikçe yapacağınız her şey boşunadır. “Eternal Sunshine Of The Spotless Mind”ta Joel Barish, iki yıl boyunca beraber olduğu sevgilisinin, teknolojik bir işlemle kendisini hafızasından sildirmiş olduğu gerçeği ile karşılaştığında bu hainliğin sebebini tam...

İlhan Selçuk : Temel Kavga Kadın Üzerine

Birşey söylemekten vazgeçen e., sizlerle Sayın Selçuk'un yazısını paylaşmak ister. Selam ve sevgilerimle.. e. "Giyim-kuşam üstüne tartışma bir toplumda siyasal yaşamın en önemli konusuna dönüştü mü, biliniz ki ortada bir çarpıklık, ilkellik, ham ervahlik, softalık, mollalik, akılsızlık vardır... Türkiye'de siyasal kavganın en önemli konusu uzun bir süreden beri ne?.. Türban!.. Baş örtüsü.. Çarşaf.. Tek sözcükle: Tesettür!.. Dikkat buyrun!.. Erkeğin giyim-kuşamı üzerine tartışma, kavga, dalaş ve politika hırgürü yok... Kavga kadın üstüne... Erkek politikacı, ister başbakan olsun, ister cumhurbaşkanı, ister bakan ya da milletvekili, tam bir Avrupalı gibi giyiniyor... Avrupalı ya da Amerikalı ne demek?.. Kravatına, Frenk gömleğine, kostümüne bakarsanız; "bizimki" Batılıdan da şık... Bizim "Ilımlı İslamcı" nin yanında "kâfir" ya da " zindik" Hıristiyan halt etmiş... Oysa dini bütün Müslüman erkeği nasıl giyinir?.. RTE gibi mi?.. Gül gibi...

Birsey soymek istiyorum!

Book Crossing! Tum Evren Kutuphane Olsun...

Amerika'da yeni bir akim basladi: Birtakim mechul kisiler, kamuya acik yerlere birtakim kitaplar birakiyorlarmis. Diyelim bir parka gidip bir banka oturuyorsun, bankta bir kitapla karsilasiyorsun. Mahallede yasayan bircok kadinin ortaklasa kullandigi 'camasir yikama merkezine' gidiyorsun, makinelerden birinin ustunde bir kitap. Trene biniyorsun, aa, koltugunda bir kitap bulunuyor. 'Marketten' alisveris ederken elini atiyorsun, birisi biskuvi paketleriyle cips paketlerinin arasina bir kitap yerlestirmis. Telefon kulubesine giriyorsun, telefonun yaninda bir kitap. Define bulmak gibi! Roman, siir, oyku, deneme, artik ne olursa... Bu moda Italya'da ve Fransa'da da yayilmakta. Kitabi birakan kisi kimligini gizli tutuyor, kitabin parasinia helal ediyor. Tek ricasi var, siz de okuduktan sonra buna benzer bir yere birakin da baskalari da yararlansinlar. Fakat bunu baslatan kisi belli: Ron Hornbaker adinda, Missouri eyaletinden bir bilgisayarci. Bu olaya 'BookC...

Chelsea - FB

Ben Chelsea'yi tutuyorum. Mac devam ediyor ancak FB bir kazanirsa ayvayi yeriz. Artik havalarindan yaklasilmaz yanlarina. Iyk.. Hepsine gicigim, hepsineeee! Eveet, su dakika itibariyle ayvayi yemis bulunuyoruz! Somurtuk Squitword.

Halasinin Kuzusuuu...

Image
Aslında Arda GS'lidir. Bilginize... Gel de isirma sunun poposundan... allam ya...!

Tarantino Kimdir?

"Quentin Jerome Tarantino", bilinen ismiyle Quentin Tarantino, yonettigi filmlerdeki uygulamalariyla ozgunlesen ve benim oldukca basarili buldugum bir yonetmen. Bruce'un (cocukluk kahramanim) basrollerden birini oynadigi "SinCity", ayrıca "Rezervuar Kopekleri" ve tabiki "Kill Bill" bence O'nun hakli sohretini pekistiren yapitlar. Iste Japon ve cizgi roman kultur birikimini cektigi her filme yansitan Tarantino hakkinda gerektigi kadar ayrintili ancak kisa bilgiler : Gerçek Adı: Quentin Jerome Tarantino Doğum Yeri: Knoxville Tennessee Doğum Tarihi: 27.03.1963 Onu Ünlü Yapan Ne? Yönetmenlik kariyerinde ayrıca senaristlik yaptığı Rezervuar Köpekleri (1992) ile ünü yakaladı. Ödüllerinden Bazıları: 1992: Catalonian International Film Festival - En iyi yönetmen, Reservoir Dogs 1992: Catalonian International Film Festival - En iyi senaryo, Reservoir Dogs, Roger Avary ile birlikte 1992: Stockholm Film Festivali - Bronz At, Reservoir Dogs...

Sabite'ye notlar:

Bir daha kimsenin bloguyla yamali bohca diye dalga gecmeyecegim :)) Ablama satasmayacagim ve ablami icirmeyecegim. Her GS - FB macindan once iddiaya girecegim. En son mac nelere kadirdi bilsen :D Kep giyme toreninde cubbeyle basket oynayacagim. Doktora boyunca musterih ve sogukkanli olacagim. Beni besleyen kaynaklardan ruhumu yoksun birakmayacagim. Kitabi bitirecegim. Lacin'in kariyer planindan sualti arkeologu olma secenegini cikarmasi icin ikna calismalarina baslayacagim zira annesi acik tehtit ediyor. Closer'i bir daha izleyecegim. Selam ve sevgilerimle. e.

Sineklidag'da Kesanli'nin Destani

Image
Haldun Taner’in yazdigi Yalcin Tura’nin muziklerini besteledigi, Yucel Erten’in yonettigi destan, ilk kez 1964 yilinin Mart ayinda Gulriz Sururi – Engin Cezzar Tiyatrosu tarafindan sahnelenen, sonrasinda bircok kez farkli tiyatrolarin repertuarinda yer alan Turk Tiyatrosu’nun bazi elestirmenlerce "kult" oyunlarindan biridir. Son olarak IBB Sehir Tiyatroları’nda 1987 yilinda sahnelenen Kesanli Ali Destani, 50’li yillarin Turkiyesi’nden bir kesit alirken, bu kentlerin birinin varosu olan Sineklidag’i ve burada yasayan insanlarin oykulerini konu eder. Bu toplumsal peyzajdan bir Turkiye panaromasi cikaran oyun, gundelik hayatin yani sira iktidar, cikar iliskileri ve dolayiminda gelisen olaylara da eglenceli bir yaklasimla deginiyor. "sinekli dağ burası / şehre tepeden bakar / ama şehir uzakta / masallardaki kadar.." Guzel sanatlarda okudugum yillardan, hatta daha da eski Sururi ve Cezzar'in performanslariyla TRT'de ilk defa izledigim ve buyulendigim oyun "b...

Kisisel Bir Ileti

Sevgili gunluk, kisisel yayin organi, herneysen; Seni kisisellestiriyorum; bundan sonra adin "Sabite" bilesin. Selam ve sevgilerimle. e.

ACIL... ACIL... ACIL...

Herkes siber alemde birbirini ebeleye sobeleye dursun, sacma sapan ve dusunmeden, akilsizca, seviyesizce yazilar yazsin ben inatla ayni seylerden bahsetmeye ve sesimi duyurmak icin cabalamaya devam edecegim! Malum aklin yolu bir! Neyse... Muhim bir yazarin dillendirerek kaleme aldigi gibi, mankurtlasiyoruz, hemde tahminimizden cok daha hizli! Bunlari yazmak gerek biryerlere; acil yazmak! Bu, sahit oldugum ve tehlikenin uzaklarda degil, farkinda olmadigimiz kadar dibimizde oldugunu aciklayan bir yasamislik. Isyerine gittim, yer bulma cabasi icine girmeden (hayret!!) tek manevrayla park ettikten sonra isyerimin alt katindaki markete girdim. Kahve, mahve, rengarenk caylarimi aldiktan sonra kasaya geldim. Bir kadin bir on sirada alisverisini hesaplatmaya baslamisti. Sepeti oldukca dolu (ki cok dikkat etmem boyle seylere, genelde dikkatimi ceken kasalarin onundeki ciklet reyonlarindan gozume kestirdigimi inceleyerek "bu sefer hangisini denesem ki" sevinciyle ciklet secmek olur) ka...

Bardagi tasiran damla!

Bir baska aldatilis oykusu ve bir baska aska inancin kaybolus senayosu. Aktor ve Aktriss ayni; bir kadin ve bir adam. Aldatmak neydi, ya da aldatilmak? Gitmek neydi ya da gonderilmek? Nefesinin sen olgunu bilmek neydi? o zaman simdi yasamiyor muydu? Yalan ve yalanin icinde yasamak neydi? Hep ayni silsile-i merasim sekilde gelisen aldat(il)ma oykulerinin kimbilir kacincisini yaziyorum!! Siz "artik hicbir kadina guven(e)mem, inan(a)mam nidalari okurken arkaniza donup bakmadan bir diger kandirmacaya kosmanin kalkanini takiyorsunuz aslinda. Cok ofkeliyim, cok. Her okudugum, duydugum, sahit oldugum oykude nefretim biraz daha artiyor. Yeter ya, yeter! Yeter artik beyler, etrafima zarar vermeyin! Hele "ask"i agziniza alip lutfen kirletmeyin, basitlestirmeyin, cirkinlestirmeyin!

Pazar hissiyati...

Bu sehre ilk geldigimde minicik bir kizdim; yas 6. Kolay mi bumbuyuk bir kenti minicik zeytin gozlerle tahlil etmek?? Iste bu sehre ask, hayranlik, tutku o zaman basladi. Babisimin isaret parmagindan tutarak goturuldugum ilk tiyatro oyunu "Visne Bahceleri*"nden ziyade anlamadigim hicbirsey yoktu bu bumbuyuk dunyanin icinde. Kaybedil(e)meyen ve benim daha o cocuk yaslarda dikkatimi ceken ilk sey, her yone dogru sureklilik arz ederek hareket eden cisimlerin nasil olup da birbirine degmeden yollarini bulduklariydi. Sene 1986 - 2008. Hey gidi gunler hey! Simdi; doganin tekrar canlanmasiyla, eski bir sahil kasabasinda erik agaclarinin cicekleri esliginde denizi seyreyliyorum. Her santimetrekaresine hayran oldugum sehrimin; tarihi, kulturu, sanati, dogayi, denizi, kita(lar)i...nasil bu kadar icinde tasindirdigini, tasmasina ragmen dokulenin yerine nasil bu kadar cabuk yenisinin yerlesebildigini in(a)namadan sindirilyorum. Bu kadehten icmenin dingin sarhosluguyla ufka daliyor gozler...