Posts

Showing posts from June, 2006

38th Annyversary..

Image
29 Haziran 1968 yilinda evlenen(nam-ı diyar Tükko, hocahanım)Turkay Hanım-(sigarayı bıraktıktan sonra ahçılıkta son noktaya gelerek "gurme" unvanını alan)Baki Bey cifti bugun 38. evlilik yildonumlerini kutlamaktadirlar..... Bir yastikta kocamak diye buna diyorlar saniyorum ki! Genc ciflerimize ornek teskil eden mutli ciftimize Masallah diyor, mutluluklarinin daha uzun yillar boyunca devamini diliyoruz :) en ufak kısları e.

Dilerim ki...

Image
* İşyerime artık bir klima takılsın! (kış gelmeden mümkünse!!) * Bu sene içinde Havana'ya tatile gideyim... * Maaşlara %2546 oraninda zam lutfen!! * Maaşıma zam olacak ya!! bütün evimi IKEA'nın küçük bir showroomu haline getirebileyim!! * Ananem cennetten geri dönsün!! (ki annemle bana akil fikir versin!) * Araba, araba, araba!!! * Prozac'sız günlerime geri döneyim! * Dilek-Kerem, Betüş-İbo, Heja-Barış, Senem-İkram çiftleri sonsuza dek birarada yaşasınlar!! * Birsürü hala ve teyze olayım!!! * Laçin Harvard'da sualtı arkeolojisi okusun! * İlknur evlensin!!!!!!!!!!!!!!! * Anne olayım -buna bir extra ekleme şansım varsa, kıs bebek olsun lütfeeenn!!- (pek mümkün olmasa da) * 2005 ve 2006'nin ilk yarisi uzerimden adeta bir 'tank' gibi gecti, lutfen gitsin artik bu uzerimdeki kara bulutlar!! * Bolulu Hasan Usta bana hergün dondurmalı kazandibi ısmarlasın çünkü batmak üzereyim!!! Bütün bunları çook ama çook istiyorum Tanrı'm!! Çok bişey istemiyorum ki!!! Olur ...

Trip(les)...

Muhteşem üçlü Ayşegül, Bahar, Ümran ve bu üçlünün bana yazdırdıkları... İşteee biraraya geldiklerinde şahaneleşen üçlüler; - ingiliz, fransız, temel - deniz, kum, güneş=tatilll demek istiyorummmm!!! - mazhar, fuat, özkan - Muhsin Bey, Zugurt Aga, Arabesk - at, avrat, silah-bööööööööööööö - fizik, kimya, biyoloji-ıykkkkkkkkkkkkkkk - hale, lale, jale - back to the future 1-2-3 - kulak, burun, boğaz - sigara, bira, çerez ya da french fries - 90-60-90-şekilciyis kardeşim ŞEKİLCİİİ - tekıla, limon, tuz - cut-copy-paste - yatak, yorgan, yastık - normal, süper, kurşunsuz - rakı, beyaz peynir, kavun - gez, göz, arpacık - üçlü piriz - vatan, millet, Sakarya - giriş, gelişme, sonuç - yol, su, elektrik - içki, kumar, kadın - inek şaban, güdük necmi, damat ferit - ctrl-alt-delete - görmedim, duymadım, bilmiyorum - devlet, mafya, siyaset - x, y, z - zincir, takoz, çekme halatı. - the good, the bad, the ugly - 333 - 1.çinko, 2. çinko, tombala - karpuz, peynir, ekmek - domates, biber, patlıcan - deb...

Fitne Fesat!!

Gazetede okuduğum bu yazıya karşı ne desem boş!!! Buyrun ilk önce olayı sindirmek için okuyalım efendim: “Türk Telekom, 5 Haziran 2006 tarihinde yaptığı ADSL başvurusuyla 2 milyonuncu ADSL kullanıcısı olan Hasibe Topal'a düzenlenen törenle laptop bilgisayar, modem ve 12 aylık ücretsiz ADSL internet erişimi hediye etti.” İnanamıyorum, yapıyorsunuz böyle bişi bari afişe etmeyin, yani sınırsız ADSL'me her ay bi dünya para ödüyorum, onların yaptığına bak. Bir de tören, şölen yapmışlar, cık cık... Gıcık oldum, sinir oldum... Fesatlık yapıp bu hediyenin içeriden birine verildiğine dair şüpelerim var diyeceğim, dedim bile... Yani kadının yaptığı sadece hepimiz gibi gidip başvurmak, üstelik birkaç ay öncesinde yeni başvuran biri olarak bu hediyelerin en azından ADSL aboneliğinin son aylarda başvurup kullanmaya başlayanlara indirim uygulanmasını talep ediyorum!!! e.

Erkeklerin Sonu :)

Dün gazetede okuduğum fıkravari bir dökümanı sizlerle paylaşmak istedim :) Ben baya güldüm, umarım sizler de keyif alırsınız... Adamın biri kızına Barbie bebek almak için oyuncakçıya gider. Tezgahtara fiyatlarını tek tek sorar Barbie'lerin, tezgahtar cevaplar; -paten yapan Barbie 19.95 -bikinili Barbie 19.95 -partygirl Barbie 19.95 -boşanmış Barbie 199.95 Adam şaşırır, diğer barbilerin fiyatı hep aynı boşanmış Barbie'ninki neden bu kadar pahalı? Tezgahtar hemen cevaplar: boşanmış Barbie'nin yanında Ken'in evi, arabası, tüm ev eşyaları kısacası iç çamaşırlarına kadar alıyorsunuz da ondan :)) Yorumsuz....

Bilmelisin ki... written by C.Y.

Bilmelisin ki... Duvarda asılı diplomalar insani insan yapmaya yetmez. Bilmelisin ki... Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır. Bilmelisin ki... Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor. Bilmelisin ki... Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da! Bilmelisin ki... Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var. Bilmelisin ki... Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil. Bilmelisin ki... Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir. Bilmelisin ki... Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor. Bilmelisin ki... Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor. Bilmelisin ki... Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne...

Bir Türk yurtdışında en çok neyi özler?

Bu sabah işyerinde, masaüstümde blog için yazmak istediğim bişileri biriktirdiğim ve hatırladıkça not aldığım "blogthing" klasörünü açıp baktığımda baya bir birşey biriktiğinin farkına vardım, bu yurtdışı deneyimimden blog için yazmak istediğim birşeydi ve işte karşınızda efenim: -demleme cayi -ayni dili konusan (duygularini kendi ana dilinle ifade etmek) insanlari -dolmuş kuyruğunu -simit çay ikilisini (ben fecii özlemiştim, ama sokak simitini) -yaşadığı şehri -anne-baba (olmazsa olmaz) -rakı (genelde oğlanlar için geçerli) -tozunu, toprağını, keşmekeş İstanbul'umu -anne böreklerini -Beşiktaş vapur iskelesini -yeğenleri (eğer varsa) -Türk yemeklerini -trafik ışıklarında eğer yolda araba yoksa geçebilme özgürlüğünü :) itiraf ediyorum ben de yola atlayanlardanım :) -insanların cana yakınlığını -hiçbirşeye şaşırmamayı (oradayken ben şaşırmayı öğrenmiştim) -türk sanat musikisi (öhööö, kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime, titrerim vücrim!! gibi baktıkça istikbalime...) ...

Ayşe için...

Image
Fransa'da şarap yapılırlen kadınların üzüm dökülmüş havuzlardaki içeriği ayaklarıyla ezmeleri ve o çevrede yaşayan delikanlıların da eteklerini kaldıran kadınlara bakarak eşlerini seçtiklerini ilk öğrendiğimde, şarabın hem yapım aşamasında hem de tüketimde aslında ne kadar kültürel bir yapı var ettiğini bir defa daha tecrübe ettim. Neyse, ben aslında başka birşey yazmak istiyordum, Doluca sayfasına bakınca bu extrayı da ekleyiverdim.... :) Fakülte yıllarımda kaybettiğim bir arkadaşımın en sevdiği şarkıyı dinledim bu sabah, bu yoğun günlerimde yine gülümseyerek ve hasretle andım kendisini... hep anarım, anacağım.. O şarkıyı yazmak ve son tahlilde bugün, Ayşe için birşeler yapmak istedim ve O'na söylüyorum... Ne olur aç kapıyı Yine tat yüreğim acıyı Yenildik mi biz maziye, aç kapıyı... Darıldık kendimize, ucu yanmış resmimize, Kaybolan ümidimize, gençliğimize... Yanarım, gün geçer yanarım, Gecelerin hesabını kimlere sorarım? Yanarım, ne yapsam yanarım, Gecelerin hesabını kimlere ...

Busy, very busy, extremely busy...

Image
Ey zat-ı muhteremler :) Proje hazırlığımdan dolayı projector moodundayım. Yonetim merkezini sarsacagim, sormayin :) Bu nedenledir ki oldukça yoğunum, yaz okulu da başladı... Ortalik OKS adaylari, coluk combalak, Fecii... Bitince festival gibi olacağım Bodrum'da umarım... Velhasıl, bugünlerde pek bişi yazacak durumda değilim.. Blog fanatiklerime duyrulur :)))) e.

Evrim'in günlüğünden...

Zaman:artık yok Ateşin vuran loş aydınlığında, bir ırmak akıyor gökyüzünün derinliğine... Caddeler, sokaklar, şehirler ateşin başladığı yerde deniz oluyor, sonsuzluğu bekleyen kadının oturduğu saatlerde... Portakal ağaçları hatırlatıyor kendini iyi dileklerle, ıslak sevgiler, yıldızların ısıttığı gecelerde... Ve kadın tekrarlıyor fısıltıyla; Gök şimdi yaralı bir martı, süzüldü denize. Sana kargaşalığın üzerindeki köprüyü kurmaya çalışan bu el kırıldı! Anılarım benim de hep beyaz giydiriyor sana... Trenler gidip geliyor ve üçüncü kompartımandan gülümsüyorum; Üç günlük bu dünya diyerek... Ve sevecenlik gonca bir lale gibi suya açıyor Bir ben ölüyorum ellerinde, incelmişliğim, kırılmışlığım yok oluyor gitgide.. Sulara çizilmiş bir melek, aynı okul yıllarından kalan anılar gibi, Bedenim AMAT benzeri bir gül teni, denize bakan bir melek.. Foça'yı düşündüm, biraz da Bodrum'u.. Gençlik yıllarım, yatılı okul maceralarım, Yalom'un Divan'nını o senelerde sindirdim... Artık var ol...

Tatil...

Bu ne kardeşim, bu havalar hep böyle mi devam edecek, tatile gitmek istiyorum ben tatileeeeeeeeeeee..... Bu sene evlenen evlenene (saydım, gitmem gereken son tarih 3 Eylül olmak üzere 4 nikah var, başını bağlayan bağlayana yane. bir de Eylülden sonra evlenme ihtimali olanları düşünürsek, feciiiii :))olduğu için Küba'dan vazgeçtik ama en azından bir Bodrum'a gitsem şööyle.... Bugün Haziran 15 itibariyle hava ciddi serin İstanbul'da, acaba Bodrum nasıldır? İsmine "nasıl anlatsam nerden başlasam" diye başlayan şarkılar yazılan Bodrum dinlenmek ve eğlenmek için süper bir tatil beldesi hakkaten. Tatil, tatil istiyorum... Tatil dediğin nasıl olmalı? Tabiki sakin bir ortamda, sakin olmasa bile çok gürültülü olmayan bir mekanda, denizin yanı başında, küçük bir pansiyonda (asla büyük otellerde değil) biraz köyvari bir havada olmalı. İşyerindeki arkadaşlar sürekli olarak hangi tatil köyü daha hesaplı hangisi tam pansiyon hesabı yapmaktalar... Yani en irreti olduğum şey şu m...

ve Sting...

Image
" Roxanne " Mouline Rouge'da Sountrock olarak albümde yerini aldı.. hafızama kazıdığım satırlar; " don't judge me, you could be in another life in an other set of circumstances don't judge me one more night i'll just have to take my chanses, tomorrow we'll see... " ya da " that's not the shape of my heart " dizelerini kim unutabilir? Ve işte bu blogda Sting tabiki İstanbul'a gelmişken yer vermemek olmazdı... Rock efsanesi, 14 Haziran 2006'da Kuruçeşme Arena'da sahne alacak... Ben Sting konseri için küçük bir araştırma yapmıştım, bu konseri izlemek isteyen arkadaşlar www.biletix.com'dan biletlerini 100 YTL karşılığında alabilirler... Öğrenci, möğrenci, arka, balkon, loca felan yok, herkes 100 YTL... Bu arada önce giden önde dikilebilme şansına sahip olacak haberiniz olsun... :) 100 YTL konusunda sıkıntı yaşayacak olan arkadaşlar olabilir, ancak 2004 Ağustos'da Toronto'da bir Sting konserine insanların 200 CA$...

ABD'deki en popüler ekran koruyucusu.. :))

Bu arada aşağıdaki aile boyu serin:)) link'ten ABD'deki en popüler ekran koruyucusunu görmeniz mümkün... Arkadaş sıkışınca mousela üzerine gelip kurtarabiliyosunuz, çok güldüm, sizlerle de paylaşmak güzel... Burdan buyrun: http://www.planetdan.net/pics/misc/georgie.htm Sevgilerimle e.

Sınavlar...

Eğitim sektörü içinde görev alan ve çok kısa bir süre de öğretmenlik yapmış olan "ben" dün OKS ve 18.06.2006 pazar günü yapılacak olan ÖSS sınavı ve adayların durumları hakkında nacizane düşüncelerimi yazmak istedim. Nedir bu çocukların çektiği diyesim gelmiyor değil. Sadece onlar mı, aileleri ve öğretmenleri de aynı şekilde. Benim zamanımda OKS/LGS yoktu, ama üniversite sınavına girmeden bir gün önce arkadaşlarım gezip tozarken ben, belki başıma bir iş gelir kolum bacağım kırılır emeklerim boşuna gider diye evde kös kös oturduğumu çok iyi biliyorum. Nasıl bir stres altındaymışım şimdi görebiliyorum ancak. Hadi ben o zamanlar 17 yaşındaydım ve ÖSS sınavının bir derece mantıklı olduğunu düşünmeme rağmen bu OKS/LGS nereden çıktı? Ben ve benim jenerasyonumdaki arkadaşlarımın hemen hemen hepsi iyi kötü bir fakülte kazandık, ancak fakülte yıllarında acaba akademik benlik kavramını yeteri kadar geliştirebildik mi? Diploma bize doğru arkadaş-eş seçmemize yardım etti mi ya da iletişi...

Jazz Festivali haberleri....

Herkese merhabalar, 13. Uluslararsi Jazz Festivali'ni 5-16 tarihleri arasinda olacagini daha once duyurmustuk ve yine bu tarz muzik dinlemeyen arkadaslara festivalin Jazz'la tanisilmasi acisindan oldukca faydali olabileceginden bahsetmistik... Ve iste Festivalin en onemli isimlerinden biri olan Kanada'li Jazz performeri Diana Krall'in da programda yer aldigini da duyurmak isterim. Peki kimdir Diana Krall? Genel anlamda smooth/soft jazz yorumlayan Krall, klasik jazz parcalariyla albumlerinde tiraj rekorlari kirmistir. Ayni zamanda esi Elvis Castello ile bir muzikal deneyimi de (Cole Porter- De Lovely) olmustur. Kendine ozgu sesi ve sarki yorumlamasiyla Jazz muzigin beyazlar tarafindan da farkli ve ozgun yorumlanabilecegini tum dunyaya kanitlamistir. Tabi benim favorim bu festivalde Krall olmasina ragmen Kerem Gorsev gibi onemli isimlerin de sahne alacagini duyurmak isterim. Festivalle ilgilenenler asagidaki(aile boyu serin :))) link'ten festival programi hakkinda bi...

Binyıllardır "bira"rada...

Efes Pisen Bira'nın sergisini yapmış arkadaşlar, ben de buradan duyurayım dedim... Nasıl birşeydir ben de merak etmiyor değilim ya da sergiyi ziyaret sırasında bira ikramı var mıdır? Giden olursa görüciiiiz.... Bilemem, ben bira sevmem zaten... Yetkililere duyuruyorum buradan, aynı etkinliğin şarap versiyonunun da yapılmasını öneriyorum, (biradan daha seramonik bir içki olması nedeni ile sergilenesi daha fazla meteryal bulunabilinir) çok daha fazla ziyaretçi toplayabilirler sanki.. İstanbul: 8-18 Haziran İstanbul Modern Sanatlar Galerisi 17-22 Ağustos Darphane-i Amire

Sayin F.D. der ki:

Eski MEB müfettişi ve aynı zamanda şuan hala bir dershanenin şube Müdürü olan F.D.'den -blablablabla git ara bul getir, saçlarını yol getir beaaa.. -bıhtım bu kızların derdinden beaaaaaaaaa -bana şube müdürü ol dediler ama kimse bana kimle çalışmak istersin diye sormadı beaaaaa... bana kalsa alırım tuğçe, miray ve deniz'i (en çıtır rehberlik hocaları :) ama soran yokki beaaaaaaaaaa -yarışma sınavı promosyon malzemeleri yanlis basilinca, 16000 brosurun arkasina ve icine sticker yapistirmak zorunda kalan zavalli halkla iliskiler ekibine yardim eden FD: "bu ne bicim is beaaaaaaaaaaaaa" -jean giyinebilirsiniz ama altina illa topuklu ayakkabi giyeceksiniz beaaaaaaaaaaaaaaaaaa -Umran Hanim, bugun yine pijamayala mi geldin beaaaaaaaaaa yaw biri pijamayla gelir, biri hamam terligiyle gezer ne bu beaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa -dersanede ne giydigimize karisilmamasina ragmen sayin F.D tarafindan her sabah ayakkabi-terlik kontrolu yapilir : bu ne sap sap yine hamam terligiyle gelmi...

Dershanecilik... Part II

Dershaneci olmak tuhaf bişi, birden yaşam tarzınız oluveriyor, alışkanlık yapıyor (tabi eğer sadece çalışmak için çalışmıyorsanız, yaptığınız işle aranızda duygusal bir bağ oluşuveriyor.. :)) İşte bu alanda yaşadığım sahnelerden bazen eğlenceli bazen de trajikomik kesitler... Her işi öğrenmek hevesiyle o gün santralde oturan freshman Evrim telefonlara yetişmeye çalışırken... liililililililililililililililil (santr. telefonu çalar) -Günaydın evrim ben -ya ben bişi sorcaktım -buyrun -geçenlerde binanızın önünden geçtiğimde farkettim -neyi efendim -sizin binanın karşısında Espina güzellik salonu var ya -evet -onun telefon numarasını alabilir miyim (burası 118 miki? diye düşünürken camdan dışarı baktığımda hakkaten öyle bir salonun olduğunu sezdim ve telefon numarası panoda yazıyor :) Tanrım, kadının sorduğu şeye bak deli midir nedir derken içimden deli milletinin millette parayla bizde arabayla olduğunu tecrübe ederek telefonda artık nazarımda deli statüsünde değerlendirmeye aldığım kadın...

Hersey ayni...

Image
Bir süredir yazmadığım bloğuma bugün birşeyler eklemek istedim tekrar... İstanbul a geleli 3 ayı gecmiş. Sanki hiç burdan ayrılmamışım hiç oralara gitmemişim oralar nasıl yerlermiş bilmemişim, görmemişim gibi...Tuhaf bir rüyayıymış herşey. Rüyalarda böyle ilginç yerlere, başka gezegenlere gider orda tuhaf yaradılışlı varlıklarla karşılaşırsın ya, sanki öyle artık... Sanki Fakülteden yeni mezun bir kız çocuğu edasındayım.. Hala Sponge Bob'a bayılıyorum, hala acıktığımda bir simitçi bulsam çay simit keyfi yapsam diyorum, meditasyon yapıyorum... Hala gücüm var yaşamımı yeniden şekillendirmeye, hala aynı kilodayım (fakülteden mezun olalı 3 sene olmuş olmasına rağmen), gözlerimdeki ifade hala aynı... Hala lise yıllarımdan bu yana beni hiç bırakmayan dostum Cusi yanımda... Yani bu kız ne diyor diyorsanız, evet kendimi seviyorum, bu şehirde yaşamayı seviyorum, ailemi seviyorum, dostlar var bir de tabiki.. (muhteşem Türk beşlileri -besteci lakabı gibi oldu:)-, nam-ı diyar betüş, mebruke öz...

anlamıyorum!!

Anlamadıklarım: -Neden bazıları yapamayacağı (kapasitesini aşan işler mevzubahis olduğunda) işlerin altına girerler -Neden insanlar (özellikle Türk milleti olarak buna inanılmaz alışkınız) bir fikir paylaşımında özellikle "neden" ile başlayan soru kalıplarını hazmedemeyerek yan çizer -Neden insanlar haksız oldukları konularda hatalarını kabul etmezler -Neden televizyonu her açtığımda midemi bulandıracak kadar fazla diziyle karşılaşıyorum ve neden insanlar bu dizileri her hafta dört gözle bekleyip kritikler yapıyor (kritik yapacak ne buluyorlar aslında temel soru bu) -Yeni olan herşey varolan düzenlerde neden bir tehlike unsuru olarak algılanır? -Genç olmak sorumluluk alamamaya eşdeğer midir? -Sorumluluk demek mutlaka disiplin kurallarına katı olarak bağlı olmayı mı gerektirir? -Yaşam sorumluluklari erteleme luxune sahip midir? -Neden bazilari yemek icin yasarlar yasamak icin yemek yerine -Neden Turkiye gittikce kucuk bir ABD olma yolunda emin adimlarla ilerliyor? -Neden hala...

Dershanecilik....

Malumatiniz geregi egitim sektorunun icinde calisan bir insan olarak, yogun is temposu icerisinde yasadiklarimdan kesitler: Olay no:1 dersaneye bir celenk cicek yaptirilir (amac yeni sube acilisina goturmektir) karakter oyunculari: mudur bey:asabi, cok cidi, kontrollu ve bir o kadar da mesaisever Sehabettin:kat gorevlisi (diyarbakirli) burcu:sakar halkla iliskiler elmani evrim:izleyici :) mudur bey: koyun cocuklar su cicegi satralci kizin arkasina sehabettin:hoca onu oraya koydurma, bugun burcu santrale bakiyor mudur bey: ?!?!?!? sehabettin:hoca bak burcu takkilir duser celenge yazih olur bak benden soylemesi evrim:sukuneti koruyarak izler (cicek mudurun dedigi noktaya itina ile yerlestirilir) burcu ufuktan gorunur Sehabettin:bah, ahanda geliyor herkes burcuya konsantre seklinde bakar ve burcu yerine otururken celenk bir tarafa burcu bir tarafa seklinde yer yuzeyi ile ayni seviyeye gelirler. sehabettin:aha da soylemistim sana hoca mudur bey:?!?! Olay 2: Bir Dogan Cuceloglu seminerinde ...